DNA testi miras davalarında nasıl kullanılır ?

Erkis

Global Mod
Global Mod
DNA Testi Miras Davalarında Nasıl Kullanılır? Mahkeme Salonuna Giren En Sessiz Tanık

Bir miras davasında en son beklediğiniz şey, yıllardır aile albümünde duran bir fotoğrafın veya büyükannenin “Bizim ailede herkes birbirine benzer” cümlesinin hukuki delile dönüşmesidir. Ama iş DNA testine gelince işler biraz daha ciddi hale geliyor. Çünkü DNA, aile toplantısında söz hakkı istemeyen, kimseyle tartışmayan ama gerektiğinde “Genetik olarak akrabalık ihtimali nedir?” diye masaya oldukça net bir soru bırakabilen bir tanık gibi.

Bir arkadaşımın bu konuyu anlatırken söylediği şu cümle hâlâ aklımda: “Miras paylaşımı zor iştir, ama önce kimin mirasçı olduğunu bulmak daha zor olabilir.”

Haklı.

Özellikle kişinin nüfus kayıtlarında görünmeyen bir çocuk, evlilik dışı doğum iddiası, soybağı tartışması veya yıllar sonra ortaya çıkan bir akrabalık iddiası varsa DNA testi, meselenin en önemli delillerinden biri haline gelebilir.

Fakat burada önemli bir ayrım var: DNA testi tek başına “şu kişi kesin mirasçıdır” diyen sihirli bir belge değildir. Genetik akrabalık ile hukuken mirasçı olma statüsü aynı şey değildir. Asıl ilginç nokta da zaten burada başlıyor.

DNA Testi Miras Davasında Neyi Kanıtlamaya Çalışır?

Miras uyuşmazlıklarında DNA testinin temel amacı genellikle biyolojik akrabalık ilişkisinin ortaya çıkarılmasıdır.

Örneğin bir kişi, vefat eden kişinin biyolojik çocuğu olduğunu ileri sürüyorsa, DNA incelemesi bu iddianın araştırılmasında kullanılabilir. Aynı şekilde kardeşlik veya başka derecelerde biyolojik akrabalık ilişkilerinin araştırılması da mümkündür.

Burada küçük ama çok önemli bir ayrıntı var:

“DNA eşleşmesi” ile “miras hakkı” arasında hukuki bir köprü bulunması gerekir.

Bir kişinin biyolojik olarak belirli bir aileye mensup olduğunun ortaya çıkması, olayın bütün hukuki sonuçlarının otomatik olarak ortaya çıktığı anlamına gelmez. Soybağının hukuken kurulması, nüfus kayıtları, mevcut mahkeme kararları ve davanın niteliği ayrıca değerlendirilir.

Yani DNA testi bir yapbozun çok önemli bir parçası olabilir; fakat yapbozun tamamı değildir.

Forumlarda bazen “DNA yüzde 99,9 çıktı, miras otomatik benim” gibi yorumlar görüyorum. Keşke hukuk bu kadar basit olsaydı. O zaman avukatların, hâkimlerin ve bilirkişilerin işi büyük ölçüde “yüzde kaç çıktı?” sorusuna bakmak olurdu.

Oysa hukuk biraz daha sabırlı bir misafir.

Miras Davasında DNA Testi Nasıl Gündeme Gelir?

DNA incelemesinin gündeme gelmesi genellikle taraflardan birinin biyolojik akrabalık konusunda iddia ileri sürmesiyle bağlantılıdır.

Örneğin:

Bir kişi, miras bırakanın biyolojik çocuğu olduğunu ileri sürebilir.

Nüfus kaydında çocuk olarak görünmeyen bir kişinin soybağının araştırılması istenebilir.

Kardeşlik ilişkisi konusunda uyuşmazlık çıkabilir.

Mirasçılık sıfatının belirlenmesi açısından biyolojik bağın araştırılması gerekebilir.

Mevcut kayıtların gerçeği yansıtmadığı ileri sürülebilir.

Bu noktada önemli olan, DNA testinin gelişigüzel biçimde yapılmasından ziyade hukuki uyuşmazlıkla bağlantılı şekilde ve usulüne uygun olarak değerlendirilmesidir.

Bir internet sitesinden test kiti satın alıp sonucu mahkemeye götürmek ile mahkeme sürecinde alınan, kimlik doğrulaması ve örnek güvenliği sağlanan adli inceleme aynı şey değildir.

İşte forum tartışmalarında en çok atlanan noktalardan biri de bu.

“Evde DNA Testi Yaptırdım” Demek Neden Her Şeyi Çözmeyebilir?

Evde yapılan ticari DNA testleri merak gidermek açısından başka bir konu, mahkemede kullanılabilecek delilin güvenilirliği ise başka bir konu.

Hukuki süreçte örneğin kime ait olduğunun doğru biçimde belirlenmesi, örneğin alınma ve saklanma koşulları, laboratuvarın yetkinliği ve raporun hangi yöntemlerle hazırlandığı önem kazanabilir.

Düşünün:

Ali ile Mehmet arasında miras davası var.

Ali, Mehmet'in amcasının oğlu olduğunu düşünüyor. İnternetten bir test kiti geliyor. İki kişi örnek veriyor. Sonuç birkaç hafta sonra e-posta ile geliyor.

Ali: “Sonuç yüzde 98 akrabalık diyor.”

Mehmet: “O örneğin gerçekten senin olduğundan emin miyiz?”

Ali: “Ben verdim ya.”

Mehmet: “Ben senin verdiğine değil, mahkemenin bunu nasıl değerlendireceğine soruyorum.”

İşte hukuk burada devreye giriyor.

Dolayısıyla adli nitelikteki DNA incelemesi ile yalnızca kişisel amaçla yapılan genetik testleri birbirine karıştırmamak gerekir.

Vefat Eden Kişiden DNA Örneği Alınamıyorsa Ne Olur?

Miras davalarında pratik sorunlardan biri de DNA karşılaştırması yapılması gereken kişinin hayatını kaybetmiş olmasıdır.

Bu durumda olayın özelliklerine göre başka biyolojik örneklerin veya uygun akrabaların genetik verilerinin değerlendirilmesi gündeme gelebilir. Özellikle birinci derece yakınlardan alınabilecek örnekler bazı akrabalık analizlerinde önemli olabilir.

Ancak burada “Bir akrabanın DNA'sı varsa herkesin akrabalığı bulunur” şeklinde düşünmek doğru olmaz.

DNA analizi matematiksel ve istatistiksel değerlendirmeler içerir. Hangi akrabaların örneğe dahil edildiği, hangi genetik belirteçlerin incelendiği ve araştırılan akrabalık ilişkisinin türü sonucun değerlendirilmesini etkileyebilir.

Bu nedenle raporu yalnızca “%99,9” gibi tek bir rakama indirgemek sağlıklı değildir.

Asıl soru şudur:

Bu yüzde neyi ifade ediyor ve hangi biyolojik akrabalık hipotezine göre hesaplandı?

Bence genetik raporlarda en çok okunması gereken bölüm, insanların en az okuduğu bölümdür: metodoloji ve sonuçların nasıl yorumlandığı.

Erkek Tarafı “Çözümü Bulalım”, Kadın Tarafı “Önce Aileyi Konuşalım” Dediğinde

Miras tartışmalarında insan davranışlarının da en az DNA kadar ilginç olduğunu düşünüyorum.

Mesela aileden iki kuzen düşünelim.

Murat, 48 yaşında, yıllardır lojistik sektöründe çalışan, tablolarla yaşamaya alışmış biri. Önüne dosya geldiğinde ilk sorusu:

“Kim hangi belgeyi getirecek, DNA incelemesi hangi aşamada talep edilecek ve süreç nasıl ilerleyecek?”

Çözüm odaklı. Strateji kuruyor. Bir anlamda aile toplantısını küçük bir proje yönetimi toplantısına çevirme potansiyeli var.

Kuzeni Zeynep ise 42 yaşında, insan kaynaklarında çalışıyor. Onun ilk sorusu farklı:

“Bu iddia ortaya çıkınca yıllardır birbirini görmeyen kardeşler ne yaşayacak? Çocuklara bunu nasıl anlatacağız? Önce konuşmanın bir yolu yok mu?”

Bu da ilişki odaklı bir yaklaşım.

Ama bunu “erkekler böyle, kadınlar şöyle” diye genellemek büyük hata olur. Aynı ailede son derece empatik davranan bir erkek de olabilir, doğrudan çözüm planı çıkaran bir kadın da.

Hatta Murat'ın kız kardeşi Derya, ailedeki herkesten daha stratejik olabilir. Zeynep'in eşi Ahmet ise “Önce herkesin birbirini dinlemesi lazım” diyebilir.

Buradaki mesele cinsiyet değil; insanların kriz anında farklı problem çözme biçimlerine sahip olmasıdır.