En Hakiki Mürşit Kimdir? “İlimdir, Fendir” Sözünün Asıl Anlamı Üzerine
Bir forumda “En hakiki mürşit kimdir?” diye bir soru gördüğümde, açıkçası ilk aklıma gelen şey sadece meşhur cümleyi tekrarlamak olmadı. Çünkü “Hayatta en hakiki mürşit ilimdir” sözü o kadar sık kullanılıyor ki, zaman zaman anlamını gerçekten düşünüp düşünmediğimizi merak ediyorum. Bir duvara yazıldığında slogan, bir konuşmada kullanıldığında vecize, sosyal medyada paylaşıldığında ise neredeyse hazır bir cevap haline geliyor.
Oysa bu sözün arkasında çok daha büyük bir mesele var: İnsan hayatında bize yön gösterecek şey nedir? Gelenek mi, otorite mi, inanç mı, deneyim mi, akıl mı, bilim mi? Yoksa bütün bunların birbirleriyle ilişkisini kurabilen eleştirel düşünme becerisi mi?
Atatürk’ün 22 Eylül 1924’te Samsun’da öğretmenlere yaptığı konuşmada kullandığı ifade tam olarak şöyledir: “Dünyada her şey için, medeniyet için, hayat için, muvaffakiyet için en hakiki mürşit ilimdir, fendir.” Devamında ise bilim ve fen dışında yol gösterici aramanın yanlışlığına dikkat çeker ve özellikle geçmişteki bilimsel bilgileri değişmez kurallar gibi bugün uygulamanın da bilimsel düşünceyle bağdaşmayacağını söyler. ATAM | Atatürk Araştırma Merkezi+1
Bence sözün en önemli tarafı yalnızca “mürşit = bilim” demesi değil, bilginin değişebilir olduğunu da aynı cümlelerin içinde kabul etmesidir.
“Mürşit” Kelimesi Burada Ne Anlama Geliyor?
“Mürşit” kelimesi geleneksel kullanımda yol gösteren, doğru yolu gösteren kişi anlamına gelir. Dolayısıyla “en hakiki mürşit ilimdir” ifadesini “bilim insanları her konuda yanılmaz” şeklinde anlamak doğru olmaz.
Buradaki vurgu daha farklıdır: Bir konuda gerçeğe ulaşmaya çalışırken hangi yöntemin güvenilir bir rehber olması gerektiği sorulmaktadır.
Bilim bize “Ben kesinlikle yanılmam” demez. Tam tersine, bilimsel yöntemin en güçlü taraflarından biri yanlışlanabilir olmasıdır. Yeni kanıtlar eski açıklamaları değiştirebilir. Dün doğru kabul edilen bir model, daha iyi veriler ortaya çıktığında revize edilebilir.
Bana göre bu ayrım çok önemli. Çünkü bilimsel düşüncenin karşısındaki en büyük problem bazen cehaletten çok, “Ben zaten doğruyu biliyorum” kesinliğidir.
Aydın Sayılı'nın Hayatta En Hakiki Mürşit İlimdir adlı çalışmasının içeriğine ilişkin Ankara Üniversitesi'nde yayımlanan değerlendirmede de bu sözün tarih boyunca insanların kendilerine seçtikleri farklı “mürşitler” bağlamında ele alındığı ve bilimin insan hayatındaki rolünün zaman içinde arttığının tartışıldığı görülüyor. DSpace Repository
Yani mesele yalnızca bir Atatürk sözü değildir; bilim, toplum, kültür ve medeniyet ilişkisi üzerine daha geniş bir düşünce alanıdır.
Tarihsel Arka Plan: Bu Söz Neden 1924'te Söylendi?
1924 Türkiye'sini bugünün dünyasından bağımsız düşünmek gerekiyor.
Cumhuriyet henüz çok gençti. Eğitim sisteminin yeniden düzenlenmesi, modern kurumların kurulması, farklı eğitim anlayışlarının ortak bir sistem içerisinde ele alınması gibi çok ciddi dönüşümler yaşanıyordu. 3 Mart 1924'te kabul edilen Tevhid-i Tedrisat Kanunu ile eğitim ve öğretimin birleştirilmesi de bu dönemin önemli adımlarından biriydi. Atatürk Sitesi
Bu ortamda “mürşit” kavramının özellikle bilim ve fen ile ilişkilendirilmesi tesadüfi görünmüyor.
Atatürk'ün 1922'de öğretmenlere yönelik konuşmalarında da bilim ve fennin medeniyetin temel unsurlarından biri olarak ele alındığı görülüyor. Belleten'de yayımlanan bir araştırma, 1922'deki konuşmalarda “siyasi ve içtimaî hayat” ile “fikrî terbiye” açısından bilim ve fennin rehber olarak gösterildiğini aktarıyor. Belleten
Dolayısıyla 1924'teki söz, tek başına ortaya çıkmış bir slogan değil. Daha geniş bir düşünce çizgisinin parçası.
Burada benim dikkatimi çeken nokta şu: Bilim yalnızca laboratuvarla ilgili bir faaliyet olarak görülmüyor. Eğitimden medeniyete, ekonomik gelişmeden toplumsal yaşama kadar geniş bir alanın rehberi olarak düşünülüyor.
Bilim Her Sorunun Cevabı mıdır?
İşte tartışmanın en ilginç noktalarından biri burada başlıyor.
“En hakiki mürşit ilimdir” dediğimizde, bunu “Bilim her ahlaki sorunun cevabını verir” şeklinde yorumlamak doğru olmaz.
Örneğin bilim bize bir teknolojinin nasıl çalıştığını açıklayabilir. Bir ilacın belirli koşullarda hangi sonuçları doğurduğunu araştırabilir. İklim değişikliğinin fiziksel mekanizmalarını inceleyebilir. Bir ekonomik politikanın belirli sonuçlarını modelleyebilir.
Fakat “Bu teknolojiyi kullanmak ahlaken doğru mudur?” sorusu yalnızca laboratuvar sonuçlarından çıkarılamaz.
Burada hukuk, felsefe, etik, tarih ve toplumsal değerler devreye girer.
Dolayısıyla bilimsel düşünceyi savunmak, diğer bütün düşünce alanlarını çöpe atmak anlamına gelmez. Asıl mesele, hangi iddianın hangi yöntemle sınanabileceğini bilmektir.
Örneğin bir insan “Bu bitkinin şu hastalığa iyi geldiğine inanıyorum” diyebilir. Bu kişisel inançtır. Fakat “Bu bitki hastalığı tedavi eder” dediğimiz anda artık test edilebilir bir iddia ortaya koymuş oluruz.
İşte burada bilim devreye girer.
Kadın ve Erkeklerin Farklı Perspektifleri Üzerinden Bakmak
Bu konuda kadınlar ve erkekler üzerinden konuşurken dikkatli olmak gerekiyor. “Erkekler böyledir, kadınlar şöyledir” şeklinde kesin hükümler bilimsel açıdan da toplumsal açıdan da sorunlu olur.
Bunun yerine farklı insanların toplumsal deneyimlerinden kaynaklanabilecek eğilimlerden söz etmek daha anlamlı.
Bazı erkekler problem çözme konusunda daha stratejik, ölçülebilir sonuçlara ve hedefe ulaşmaya odaklanan bir yaklaşımı benimseyebilir. Böyle bir bakış açısında “Bu yöntem işe yarıyor mu?”, “Maliyeti ne?”, “Sonucu nasıl ölçeriz?” gibi sorular öne çıkabilir.
Bazı kadınlar ise bakım, empati, ilişkiler ve topluluk üzerindeki sonuçları daha fazla önemseyen bir yaklaşım geliştirebilir. Böyle bir perspektifte “Bu karar insanları nasıl etkileyecek?”, “Toplumun daha kırılgan kesimleri ne yaşayacak?” veya “Bir çözüm üretirken kimi geride bırakıyoruz?” soruları daha fazla gündeme gelebilir.
Ama bunun cinsiyete bağlı değişmez bir kural olmadığını özellikle belirtmek gerekir.
Son derece stratejik düşünen kadınlar olduğu gibi güçlü empati ve topluluk duyarlılığı taşıyan erkekler de vardır. Aynı kişinin farklı durumlarda iki yaklaşımı birden kullanması da mümkündür.
Hatta bana göre bilimsel düşüncenin toplumsal açıdan en verimli hali tam da burada ortaya çıkar: veri ile insan deneyimini karşı karşıya koymak yerine birbirini tamamlayan unsurlar olarak görmek.
Bir ekonomik reformun büyümeyi artırması önemli bir veridir. Fakat bu büyümenin kimlere yaradığı, kimlerin maliyet üstlendiği ve toplumdaki güven ilişkilerini nasıl etkilediği de aynı derecede tartışılmalıdır.
Günümüzde “Mürşit” Meselesi Neden Daha Karmaşık?
1924'te insanların bilgiye ulaşabileceği kaynaklarla bugün sahip olduğumuz kaynaklar arasında inanılmaz bir fark var.
Bugün birkaç saniye içinde milyonlarca bilgi parçasına ulaşabiliyoruz.
Fakat burada ironik bir durum ortaya çıktı:
Bilgiye ulaşmak kolaylaştıkça doğru bilgiyi ayırt etmek zorlaşabiliyor.
Bir forumda “En hakiki mürşit kimdir?” diye bir soru gördüğümde, açıkçası ilk aklıma gelen şey sadece meşhur cümleyi tekrarlamak olmadı. Çünkü “Hayatta en hakiki mürşit ilimdir” sözü o kadar sık kullanılıyor ki, zaman zaman anlamını gerçekten düşünüp düşünmediğimizi merak ediyorum. Bir duvara yazıldığında slogan, bir konuşmada kullanıldığında vecize, sosyal medyada paylaşıldığında ise neredeyse hazır bir cevap haline geliyor.
Oysa bu sözün arkasında çok daha büyük bir mesele var: İnsan hayatında bize yön gösterecek şey nedir? Gelenek mi, otorite mi, inanç mı, deneyim mi, akıl mı, bilim mi? Yoksa bütün bunların birbirleriyle ilişkisini kurabilen eleştirel düşünme becerisi mi?
Atatürk’ün 22 Eylül 1924’te Samsun’da öğretmenlere yaptığı konuşmada kullandığı ifade tam olarak şöyledir: “Dünyada her şey için, medeniyet için, hayat için, muvaffakiyet için en hakiki mürşit ilimdir, fendir.” Devamında ise bilim ve fen dışında yol gösterici aramanın yanlışlığına dikkat çeker ve özellikle geçmişteki bilimsel bilgileri değişmez kurallar gibi bugün uygulamanın da bilimsel düşünceyle bağdaşmayacağını söyler. ATAM | Atatürk Araştırma Merkezi+1
Bence sözün en önemli tarafı yalnızca “mürşit = bilim” demesi değil, bilginin değişebilir olduğunu da aynı cümlelerin içinde kabul etmesidir.
“Mürşit” Kelimesi Burada Ne Anlama Geliyor?
“Mürşit” kelimesi geleneksel kullanımda yol gösteren, doğru yolu gösteren kişi anlamına gelir. Dolayısıyla “en hakiki mürşit ilimdir” ifadesini “bilim insanları her konuda yanılmaz” şeklinde anlamak doğru olmaz.
Buradaki vurgu daha farklıdır: Bir konuda gerçeğe ulaşmaya çalışırken hangi yöntemin güvenilir bir rehber olması gerektiği sorulmaktadır.
Bilim bize “Ben kesinlikle yanılmam” demez. Tam tersine, bilimsel yöntemin en güçlü taraflarından biri yanlışlanabilir olmasıdır. Yeni kanıtlar eski açıklamaları değiştirebilir. Dün doğru kabul edilen bir model, daha iyi veriler ortaya çıktığında revize edilebilir.
Bana göre bu ayrım çok önemli. Çünkü bilimsel düşüncenin karşısındaki en büyük problem bazen cehaletten çok, “Ben zaten doğruyu biliyorum” kesinliğidir.
Aydın Sayılı'nın Hayatta En Hakiki Mürşit İlimdir adlı çalışmasının içeriğine ilişkin Ankara Üniversitesi'nde yayımlanan değerlendirmede de bu sözün tarih boyunca insanların kendilerine seçtikleri farklı “mürşitler” bağlamında ele alındığı ve bilimin insan hayatındaki rolünün zaman içinde arttığının tartışıldığı görülüyor. DSpace Repository
Yani mesele yalnızca bir Atatürk sözü değildir; bilim, toplum, kültür ve medeniyet ilişkisi üzerine daha geniş bir düşünce alanıdır.
Tarihsel Arka Plan: Bu Söz Neden 1924'te Söylendi?
1924 Türkiye'sini bugünün dünyasından bağımsız düşünmek gerekiyor.
Cumhuriyet henüz çok gençti. Eğitim sisteminin yeniden düzenlenmesi, modern kurumların kurulması, farklı eğitim anlayışlarının ortak bir sistem içerisinde ele alınması gibi çok ciddi dönüşümler yaşanıyordu. 3 Mart 1924'te kabul edilen Tevhid-i Tedrisat Kanunu ile eğitim ve öğretimin birleştirilmesi de bu dönemin önemli adımlarından biriydi. Atatürk Sitesi
Bu ortamda “mürşit” kavramının özellikle bilim ve fen ile ilişkilendirilmesi tesadüfi görünmüyor.
Atatürk'ün 1922'de öğretmenlere yönelik konuşmalarında da bilim ve fennin medeniyetin temel unsurlarından biri olarak ele alındığı görülüyor. Belleten'de yayımlanan bir araştırma, 1922'deki konuşmalarda “siyasi ve içtimaî hayat” ile “fikrî terbiye” açısından bilim ve fennin rehber olarak gösterildiğini aktarıyor. Belleten
Dolayısıyla 1924'teki söz, tek başına ortaya çıkmış bir slogan değil. Daha geniş bir düşünce çizgisinin parçası.
Burada benim dikkatimi çeken nokta şu: Bilim yalnızca laboratuvarla ilgili bir faaliyet olarak görülmüyor. Eğitimden medeniyete, ekonomik gelişmeden toplumsal yaşama kadar geniş bir alanın rehberi olarak düşünülüyor.
Bilim Her Sorunun Cevabı mıdır?
İşte tartışmanın en ilginç noktalarından biri burada başlıyor.
“En hakiki mürşit ilimdir” dediğimizde, bunu “Bilim her ahlaki sorunun cevabını verir” şeklinde yorumlamak doğru olmaz.
Örneğin bilim bize bir teknolojinin nasıl çalıştığını açıklayabilir. Bir ilacın belirli koşullarda hangi sonuçları doğurduğunu araştırabilir. İklim değişikliğinin fiziksel mekanizmalarını inceleyebilir. Bir ekonomik politikanın belirli sonuçlarını modelleyebilir.
Fakat “Bu teknolojiyi kullanmak ahlaken doğru mudur?” sorusu yalnızca laboratuvar sonuçlarından çıkarılamaz.
Burada hukuk, felsefe, etik, tarih ve toplumsal değerler devreye girer.
Dolayısıyla bilimsel düşünceyi savunmak, diğer bütün düşünce alanlarını çöpe atmak anlamına gelmez. Asıl mesele, hangi iddianın hangi yöntemle sınanabileceğini bilmektir.
Örneğin bir insan “Bu bitkinin şu hastalığa iyi geldiğine inanıyorum” diyebilir. Bu kişisel inançtır. Fakat “Bu bitki hastalığı tedavi eder” dediğimiz anda artık test edilebilir bir iddia ortaya koymuş oluruz.
İşte burada bilim devreye girer.
Kadın ve Erkeklerin Farklı Perspektifleri Üzerinden Bakmak
Bu konuda kadınlar ve erkekler üzerinden konuşurken dikkatli olmak gerekiyor. “Erkekler böyledir, kadınlar şöyledir” şeklinde kesin hükümler bilimsel açıdan da toplumsal açıdan da sorunlu olur.
Bunun yerine farklı insanların toplumsal deneyimlerinden kaynaklanabilecek eğilimlerden söz etmek daha anlamlı.
Bazı erkekler problem çözme konusunda daha stratejik, ölçülebilir sonuçlara ve hedefe ulaşmaya odaklanan bir yaklaşımı benimseyebilir. Böyle bir bakış açısında “Bu yöntem işe yarıyor mu?”, “Maliyeti ne?”, “Sonucu nasıl ölçeriz?” gibi sorular öne çıkabilir.
Bazı kadınlar ise bakım, empati, ilişkiler ve topluluk üzerindeki sonuçları daha fazla önemseyen bir yaklaşım geliştirebilir. Böyle bir perspektifte “Bu karar insanları nasıl etkileyecek?”, “Toplumun daha kırılgan kesimleri ne yaşayacak?” veya “Bir çözüm üretirken kimi geride bırakıyoruz?” soruları daha fazla gündeme gelebilir.
Ama bunun cinsiyete bağlı değişmez bir kural olmadığını özellikle belirtmek gerekir.
Son derece stratejik düşünen kadınlar olduğu gibi güçlü empati ve topluluk duyarlılığı taşıyan erkekler de vardır. Aynı kişinin farklı durumlarda iki yaklaşımı birden kullanması da mümkündür.
Hatta bana göre bilimsel düşüncenin toplumsal açıdan en verimli hali tam da burada ortaya çıkar: veri ile insan deneyimini karşı karşıya koymak yerine birbirini tamamlayan unsurlar olarak görmek.
Bir ekonomik reformun büyümeyi artırması önemli bir veridir. Fakat bu büyümenin kimlere yaradığı, kimlerin maliyet üstlendiği ve toplumdaki güven ilişkilerini nasıl etkilediği de aynı derecede tartışılmalıdır.
Günümüzde “Mürşit” Meselesi Neden Daha Karmaşık?
1924'te insanların bilgiye ulaşabileceği kaynaklarla bugün sahip olduğumuz kaynaklar arasında inanılmaz bir fark var.
Bugün birkaç saniye içinde milyonlarca bilgi parçasına ulaşabiliyoruz.
Fakat burada ironik bir durum ortaya çıktı:
Bilgiye ulaşmak kolaylaştıkça doğru bilgiyi ayırt etmek zorlaşabiliyor.