Fasizm nedir kısaca ?

Selin

New member
Ve burada tarih bize acı bir ders veriyordu:

Bir toplumun özgürlüğünü kaybetmesi için herkesin aynı anda özgürlüğünden vazgeçmesi gerekmez.

Bazen insanlar yalnızca sessiz kalır.

6. Bölüm: Kadınların ve Erkeklerin Aynı Masadaki Farklı Soruları

Bellora'da kriz derinleşince Cem ve Derya bir toplantı düzenledi.

Toplantıya farklı mesleklerden insanlar katıldı.

Cem tahtaya üç başlık yazdı:

“Ekonomi.”

“Güvenlik.”

“Kurumsal denetim.”

Derya ise başka bir liste hazırladı:

“Güven.”

“Toplumsal bağlar.”

“Dışlanmış hisseden insanlar.”

Bir süre sonra ikisinin listelerini yan yana koydular.

İlginç olan şuydu:

Listeler aslında birbirinin karşıtı değildi.

Cem'in stratejik yaklaşımı “Ne yapmalıyız?” sorusunu soruyordu.

Derya'nın ilişkisel yaklaşımı ise “Bunu yaparken insanlara ne olacak?” sorusunu gündeme getiriyordu.

Toplumların sorunlarını yalnızca tek bir cinsiyetin düşünme biçimine indirgemek zaten doğru değildi. Bellora'daki kadınların hepsi empatik değildi, erkeklerin hepsi stratejik değildi. Fakat hikâyedeki Cem ve Derya, iki farklı yaklaşımın nasıl birbirini tamamlayabileceğini gösteriyordu.

Cem planı kuruyordu.

Derya planın insan üzerindeki etkisini soruyordu.

Cem riskleri hesaplıyordu.

Derya ilişkilerin nasıl etkileneceğini düşünüyordu.

Sonunda Cem tahtaya üçüncü bir soru yazdı:

“İnsanları korurken özgürlüğü nasıl koruyacağız?”

O gün toplantıdaki en önemli soru belki de buydu.

7. Bölüm: Faşizmin En Tehlikeli Tarafı

Marco artık açıkça “ülkenin düşmanları”ndan söz ediyordu.

Önce siyasal muhalifler hedef gösterildi.

Sonra bazı azınlık grupları.

Sonra gazeteciler.

Sonra akademisyenler.

Bir toplumda “biz” ve “onlar” ayrımı keskinleştiğinde insanlar birbirlerini komşu, iş arkadaşı veya yurttaş olarak değil, ait oldukları kimlik grupları üzerinden görmeye başlayabilir.

Faşist ideolojiler açısından “ulusal topluluğun” kimlerden oluştuğu sorusu kritik önem taşır. US Holocaust Memorial Museum'un açıklamasına göre faşist anlayışlarda ulusal topluluğun bütünlüğü bireysel hakların önüne konulabilir ve bu durum “topluluğa ait olmayan” kişilerin dışlanmasına yol açabilir.

Tarih bunun sonuçlarının ne kadar ağır olabileceğini gösteriyor.

İtalya'daki faşist yönetim 1938'de Yahudilere karşı ayrımcı yasalar uygulamaya başladı. Bu düzenlemeler kamu görevlerinden dışlama, eğitim ve askerlik alanında kısıtlamalar ve evlilik yasakları gibi sonuçlar doğurdu.

Yani başlangıçta yalnızca bir siyasi slogan gibi görünen “kim bizden?” sorusu, zamanla insanların eğitimini, işini, ailesini ve güvenliğini belirleyen devlet politikalarına dönüşebiliyordu.

Derya'nın korktuğu tam olarak buydu.

“Bir insanın komşusunu önce yabancı, sonra düşman olarak görmesi ne kadar sürer?” diye sordu.

Kimse cevap vermedi.

8. Bölüm: Tarihin Aynasında Almanya

Cem bir süre sonra Nazi Almanyası üzerine araştırma yapmaya başladı.

Hitler'in liderliğindeki Nazi rejimi, faşizmin en yıkıcı tarihsel örneklerinden biri haline gelmişti. Nazi ideolojisi aşırı milliyetçiliği ırkçı düşüncelerle birleştiriyor, Yahudileri ve diğer grupları ulusal topluluğun dışında tanımlıyordu. Devlet, propaganda ve baskı mekanizmaları aracılığıyla toplumun büyük bölümünü rejimin hedefleriyle uyumlu hale getirmeye çalıştı.

Cem'in defterine yazdığı cümle şuydu:

“Bir ülkenin güçlü görünmesi, vatandaşlarının özgür olduğu anlamına gelmez.”

Derya cümleyi okuyunca başka bir şey ekledi:

“Bir toplumun birlik içinde olması da herkesin aynı düşünmesi anlamına gelmez.”

İşte Bellora'nın en önemli derslerinden biri buydu.

Gerçek toplumsal birlik, farklı insanların aynı fikirde olması değil; farklı fikirlerle birlikte yaşayabilmesiydi.

9. Bölüm: Meydandaki Son Toplantı

Yıllar önce Bellora meydanında Marco'nun ilk konuşmasını dinleyen insanlar yine meydandaydı.

Ama bu kez kalabalık sessizdi.

Çünkü şehirde artık herkes aynı düşünmüyordu.

Fakat farklı düşünmenin bedeli ağırlaşmıştı.

Cem kürsüye çıktı.

“Bize sorunlarımızı çözecek güçlü bir yönetim vaat edildi.”

Kalabalık dinliyordu.

“Fakat sorunlarımızın çözülmesiyle, bütün kararların tek bir kişinin eline verilmesi aynı şey değildir.”

Derya onun yanına geldi.

“Bir toplumun güvenli olmasıyla korkması da aynı şey değildir.”

Bir adam kalabalığın arasından bağırdı:

“Peki ne yapacağız?”

Cem cevap verdi:

“Plan yapacağız.”

Derya ekledi:

“Ve o planın içinde birbirimizi kaybetmeyeceğiz.”

İnsanlar birbirlerine baktı.

Çünkü mesele artık yalnızca Marco değildi.

Mesele, toplumun kendi sorunlarını nasıl çözeceğiydi.

10. Bölüm: Faşizmi Kısaca Anlamak

Hikâyeyi burada durdurup kavramı açıkça özetleyelim.

Faşizm, 20. yüzyılın başlarında Avrupa'da ortaya çıkan; aşırı milliyetçilik, otoriter liderlik, güçlü devlet anlayışı, siyasal çoğulculuğun reddi, militarizm ve toplumun belirli bir “ulusal bütün” etrafında zorla birleştirilmesi gibi özellikler taşıyan bir siyasal ideolojidir. Bireysel haklar ve çoğulcu demokratik kurumlar, faşist anlayışta ulusun veya devletin çıkarlarının gerisine itilebilir.

Faşizmi anlamak için yalnızca “diktatörlük” kelimesini bilmek yeterli değildir.

Şu sorulara da bakmak gerekir:

Bir lider kendisini halkın tamamının tek temsilcisi olarak mı gösteriyor?

Muhalifler yalnızca siyasi rakip olarak mı görülüyor, yoksa “milletin düşmanı” olarak mı tanımlanıyor?

Toplumun belirli kesimleri sürekli olarak suçların ve sorunların kaynağı şeklinde mi gösteriliyor?

Basın ve bağımsız kurumlar baskı altına mı alınıyor?

Demokratik denetim mekanizmaları “gereksiz engeller” olarak mı sunuluyor?

Şiddet veya siyasi baskı, ulusal hedefler uğruna meşru gösteriliyor mu?

Bunların her birinin tek başına görülmesi otomatik olarak bir yönetimi faşist yapmaz. Ancak bu özelliklerin birlikte ve sistematik biçimde ortaya çıkması, faşist siyasal anlayışın temel unsurlarını anlamak açısından önemlidir.

Son Söz: Bellora'dan Geriye Kalan

Hikâyenin sonunda Bellora'nın tamamen kurtulduğunu söyleyemeyiz.

Çünkü tarihin gerçek dünyadaki hikâyeleri masallardaki gibi kesin bir sona sahip değildir.

Asıl mesele de budur.

Faşizm yalnızca geçmişte yaşanmış bir tarih konusu değildir; onu anlamak, modern toplumlarda demokrasi, çoğulculuk, siyasal özgürlükler, propaganda ve toplumsal dışlanma gibi konuları anlamaya yardımcı olur.

Fakat burada dikkatli olmak gerekir.

Her sert siyasi söyleme “faşizm” demek kavramı anlamsızlaştırır.

Her milliyetçiyi faşist olarak görmek de tarihsel açıdan doğru değildir.

Her güçlü liderlik talebi de faşizm anlamına gelmez.

Kavramı doğru kullanmak için tarihsel bağlama, kurumlara, siyasal programa ve uygulamalara birlikte bakmak gerekir.

Bellora'daki Cem'in stratejisi ile Derya'nın insan ilişkilerine yaptığı vurgu da aslında bize başka bir şey söylüyor:

Toplumların sorunları yalnızca güçlü kararlarla veya yalnızca iyi niyetle çözülemez.

Plan gerekir.

Ama planın insanı unutmaması gerekir.

Güven gerekir.

Ama güvenin sorgulamayı ortadan kaldırmaması gerekir.

Birlik gerekir.

Ama birlik, herkesin aynı düşünmesi demek değildir.

Ve belki de en önemlisi, bir toplumun kendisini korumak için özgürlüğünden ne kadar vazgeçebileceğini sorması gerekir.

Çünkü tarih bize şunu gösteriyor:

Bir toplum özgürlüğünü kaybettiğinde, kaybettiği şey yalnızca sandık değildir.

Konuşma hakkı, farklı düşünme hakkı, örgütlenme hakkı, itiraz etme hakkı ve “hayır” diyebilme cesareti de yavaş yavaş ortadan kalkabilir.

O yüzden Bellora'nın meydanında hâlâ cevaplanmayı bekleyen bir soru var:

“Bir ülkeyi güçlü yapan şey, herkesin aynı sesi çıkarması mı; yoksa farklı seslerin korkmadan yan yana durabilmesi mi?”

Belki de faşizmi anlamaya başlamak için sorulabilecek en sade sorulardan biri budur.

Kaynak bağlantılarını metne yeniden ekleGirişi forum üslubuyla kişiselleştir

Kaynak bağlantılarını metne yeniden ekle

Girişi forum üslubuyla kişiselleştir

Bölümleri daha akıcı biçimde birleştir