Paralı Bir Dergi Nasıl Anlaşılır? Ücret Ödemek Tek Başına Şüphe İşareti mi?
Bir dergiye makale göndermeden önce insanın aklına bazen çok basit görünen ama aslında oldukça önemli bir soru geliyor: “Bu dergi gerçekten bilimsel bir yayın mı, yoksa yalnızca para kazanmak için mi kurulmuş?” Özellikle akademik kariyerin yayın sayısı, görünürlük ve atıf gibi ölçütlerle yakından ilişkilendirildiği bir ortamda bu soru hiç de gereksiz değil.
Burada ilk ayrımı yapmak gerekiyor: Bir derginin yazardan para alması, onun otomatik olarak güvenilmez olduğu anlamına gelmez. Açık erişimli birçok saygın dergi, makalenin yayımlanması için “Article Processing Charge” (APC) adı verilen ücretler talep ediyor. Bu ücretler editörlük, hakemlik sürecinin yönetimi, teknik üretim, çevrim içi barındırma ve dağıtım gibi giderleri karşılayabiliyor. Think. Check. Submit. da ücretli yayıncılığın başlı başına sorun olmadığını, asıl meselenin ödenen ücret karşılığında gerçekten editoryal ve yayıncılık hizmetinin sunulup sunulmadığı olduğunu belirtiyor. Think. Check. Submit.+1
Dolayısıyla “paralı dergi” derken aslında iki farklı durumu birbirinden ayırmak gerekiyor: şeffaf biçimde ücret alan meşru bir dergi ile hakemlik ve editoryal hizmetleri göstermelik olan, yazarın parasını merkeze koyan şüpheli bir dergi.
Ücret Alması Değil, Ücretin Nasıl Alındığı Önemli
Güvenilir bir dergide yayın ücreti varsa bunun miktarı, ne zaman ödeneceği, hangi hizmetleri kapsadığı ve kimlerin indirim veya muafiyetten yararlanabileceği açıkça belirtilir.
DOAJ, COPE, OASPA ve WAME tarafından geliştirilen şeffaflık ilkeleri de bu noktada oldukça net. Dergiler yazar ücretlerini internet sitelerinde kolayca bulunabilecek şekilde açıklamalı; ücretin karar sürecini etkilememesi gerektiğini belirtmeli ve varsa muafiyet koşullarını açıkça göstermelidir. DOAJ
Şüpheli durumda ise bunun tam tersini görebiliriz. Örneğin makale kabul edilene kadar ücret konusunda hiçbir şey söylenmemesi, kabulden sonra aniden yüksek bir fatura çıkarılması veya makaleyi geri çekmek isteyen yazardan beklenmedik ücret talep edilmesi ciddi uyarı işaretleridir.
Burada önemli bir toplumsal boyut da var. Yayın ücretlerini yalnızca “yazarın ödemesi gereken kişisel bir masraf” olarak görmek, akademik sistemdeki sınıfsal farklılıkları görünmez hale getirebiliyor.
Bir araştırmacının arkasında güçlü bir üniversite, proje bütçesi veya araştırma fonu varsa birkaç bin dolarlık APC onun için yönetilebilir olabilir. Aynı ücret, bağımsız çalışan bir araştırmacı, doktora öğrencisi veya düşük bütçeli bir üniversitede çalışan akademisyen için çok daha ağır olabilir.
Nature’da yayımlanan bir değerlendirme, açık erişim yayın ücretlerinin düşük ve orta gelirli ülkelerdeki araştırmacılar açısından önemli bir engel oluşturabildiğini; on binlerce makaleye dayanan analizlerin, düşük gelirli bölgelerden gelen baş yazarların açık erişimli yayınlarda daha az temsil edildiğini gösterdiğini aktarıyor. Nature
Kadınlar İçin Sorun Sadece “Yayın Yapmak” Değil
Akademide eşitsizliklerden söz ederken kadınları yalnızca “dezavantajlı grup” olarak tanımlamak yetersiz kalıyor. Çünkü kadın akademisyenlerin deneyimleri disipline, ülkeye, sınıfa, etnik kökene, aile sorumluluklarına ve kariyer aşamasına göre değişebiliyor.
Örneğin Nature'da yayımlanan geniş kapsamlı bir araştırma, araştırma ekiplerinde kadınların ürettikleri çalışmalarda erkeklere kıyasla daha düşük oranda yazarlık kredisi alabildiğini ortaya koydu. Araştırma, kadınların akademik katkılarının her zaman görünür biçimde yazarlığa dönüşmediğine dikkat çekiyor. Nature
Bununla birlikte, meseleyi “hakemler kadınların makalelerini reddediyor” şeklinde basitleştirmek de doğru olmaz. Yaklaşık 1,7 milyon yazar ve 740 bin hakemin verilerini inceleyen 145 dergilik bir çalışma, kadınların tek yazarlı veya kadınların ortak yazarlı olduğu makalelerinin hakemlik ve editoryal süreçlerde genel olarak daha olumsuz değerlendirildiğine dair kanıt bulmadı. PubMed Central (PMC)
Bu ayrıntı önemli. Çünkü toplumsal cinsiyet eşitsizliği her zaman tek bir noktadaki açık ayrımcılıktan oluşmaz. Yazarlık kredisi, akademik ağlara erişim, araştırma fonu, bakım emeği, mentorluk, konferanslara davet edilme, terfi ve kurumların çalışma kültürü gibi birçok küçük ve büyük etken birbirine eklenebilir.
Kadın araştırmacıların deneyimlerini konuşurken empati tam da burada önem kazanıyor. Bir kadın akademisyenin “yayın yapamıyorum” demesinin arkasında yalnızca akademik yeterlilik veya çalışma disiplini değil; ücretsiz bakım emeği, kariyer kesintileri, kurumsal beklentiler veya görünmeyen emek de bulunabilir.
Erkeklerin Rolü “Kadınlara Yardım Etmekten” Daha Geniş
Bu mesele erkek akademisyenler açısından da yalnızca bireysel nezaket meselesi değil.
Çözüm odaklı yaklaşım, örneğin ortak çalışmalarda yazarlık katkılarını açık biçimde konuşmak, kadın meslektaşların çalışmalarını görünür kılmak, editör ve hakem havuzlarının çeşitliliğini desteklemek, toplantılarda kimin sözünün kesildiğine veya kimin emeğinin görünmez kaldığına dikkat etmek gibi somut davranışlarla başlayabilir.
Fakat burada erkekleri tek bir davranış biçimine indirgemek de doğru olmaz. Erkek akademisyenlerin deneyimleri de sınıf, etnik köken, ülke, engellilik, akademik statü ve ekonomik koşullara göre farklılaşır. Aynı şekilde kadınların tamamının aynı akademik deneyime sahip olduğunu varsaymak da toplumsal gerçekliği basitleştirir.
Önemli olan “kadınlar böyle, erkekler şöyle” demek değil; kurumların bireysel özelliklerden bağımsız olarak hangi davranışları teşvik ettiğini ve hangi eşitsizlikleri yeniden ürettiğini görmek.
Irk, Etnisite ve Akademik Görünürlük
Dergi seçiminde ırk ve etnisite meselesi de doğrudan “bu dergi şu gruba karşıdır” gibi basit bir iddiaya indirgenemez. Ancak akademik yayın sisteminde kimlerin görünür olduğu ve kimin bilgi üretiminin daha kolay kabul gördüğü üzerine ciddi eşitsizlik araştırmaları bulunuyor.
JAMA ve New England Journal of Medicine'de 1990-2020 arasındaki yayınları inceleyen bir araştırma, kadınların yanı sıra Siyah ve Hispanik araştırmacıların da ilk ve son yazarlık pozisyonlarında uzun dönemli olarak düşük temsil edildiğini ortaya koydu. Araştırmacılar bunun akademik ilerleme açısından sonuçları olabileceğini belirtiyor. PubMed Central (PMC)
Bu nedenle bir derginin güvenilirliğini değerlendirirken yalnızca “Web sitesinde güzel görünüyor mu?” sorusuna bakmak yetersiz kalabilir. Editör kurulu kimlerden oluşuyor? Hangi ülkelerden araştırmacılar yer alıyor? Derginin kapsamı gerçekten uluslararası mı? Farklı akademik toplulukların araştırmalarına yer veriliyor mu?
Bir dergiye makale göndermeden önce insanın aklına bazen çok basit görünen ama aslında oldukça önemli bir soru geliyor: “Bu dergi gerçekten bilimsel bir yayın mı, yoksa yalnızca para kazanmak için mi kurulmuş?” Özellikle akademik kariyerin yayın sayısı, görünürlük ve atıf gibi ölçütlerle yakından ilişkilendirildiği bir ortamda bu soru hiç de gereksiz değil.
Burada ilk ayrımı yapmak gerekiyor: Bir derginin yazardan para alması, onun otomatik olarak güvenilmez olduğu anlamına gelmez. Açık erişimli birçok saygın dergi, makalenin yayımlanması için “Article Processing Charge” (APC) adı verilen ücretler talep ediyor. Bu ücretler editörlük, hakemlik sürecinin yönetimi, teknik üretim, çevrim içi barındırma ve dağıtım gibi giderleri karşılayabiliyor. Think. Check. Submit. da ücretli yayıncılığın başlı başına sorun olmadığını, asıl meselenin ödenen ücret karşılığında gerçekten editoryal ve yayıncılık hizmetinin sunulup sunulmadığı olduğunu belirtiyor. Think. Check. Submit.+1
Dolayısıyla “paralı dergi” derken aslında iki farklı durumu birbirinden ayırmak gerekiyor: şeffaf biçimde ücret alan meşru bir dergi ile hakemlik ve editoryal hizmetleri göstermelik olan, yazarın parasını merkeze koyan şüpheli bir dergi.
Ücret Alması Değil, Ücretin Nasıl Alındığı Önemli
Güvenilir bir dergide yayın ücreti varsa bunun miktarı, ne zaman ödeneceği, hangi hizmetleri kapsadığı ve kimlerin indirim veya muafiyetten yararlanabileceği açıkça belirtilir.
DOAJ, COPE, OASPA ve WAME tarafından geliştirilen şeffaflık ilkeleri de bu noktada oldukça net. Dergiler yazar ücretlerini internet sitelerinde kolayca bulunabilecek şekilde açıklamalı; ücretin karar sürecini etkilememesi gerektiğini belirtmeli ve varsa muafiyet koşullarını açıkça göstermelidir. DOAJ
Şüpheli durumda ise bunun tam tersini görebiliriz. Örneğin makale kabul edilene kadar ücret konusunda hiçbir şey söylenmemesi, kabulden sonra aniden yüksek bir fatura çıkarılması veya makaleyi geri çekmek isteyen yazardan beklenmedik ücret talep edilmesi ciddi uyarı işaretleridir.
Burada önemli bir toplumsal boyut da var. Yayın ücretlerini yalnızca “yazarın ödemesi gereken kişisel bir masraf” olarak görmek, akademik sistemdeki sınıfsal farklılıkları görünmez hale getirebiliyor.
Bir araştırmacının arkasında güçlü bir üniversite, proje bütçesi veya araştırma fonu varsa birkaç bin dolarlık APC onun için yönetilebilir olabilir. Aynı ücret, bağımsız çalışan bir araştırmacı, doktora öğrencisi veya düşük bütçeli bir üniversitede çalışan akademisyen için çok daha ağır olabilir.
Nature’da yayımlanan bir değerlendirme, açık erişim yayın ücretlerinin düşük ve orta gelirli ülkelerdeki araştırmacılar açısından önemli bir engel oluşturabildiğini; on binlerce makaleye dayanan analizlerin, düşük gelirli bölgelerden gelen baş yazarların açık erişimli yayınlarda daha az temsil edildiğini gösterdiğini aktarıyor. Nature
Kadınlar İçin Sorun Sadece “Yayın Yapmak” Değil
Akademide eşitsizliklerden söz ederken kadınları yalnızca “dezavantajlı grup” olarak tanımlamak yetersiz kalıyor. Çünkü kadın akademisyenlerin deneyimleri disipline, ülkeye, sınıfa, etnik kökene, aile sorumluluklarına ve kariyer aşamasına göre değişebiliyor.
Örneğin Nature'da yayımlanan geniş kapsamlı bir araştırma, araştırma ekiplerinde kadınların ürettikleri çalışmalarda erkeklere kıyasla daha düşük oranda yazarlık kredisi alabildiğini ortaya koydu. Araştırma, kadınların akademik katkılarının her zaman görünür biçimde yazarlığa dönüşmediğine dikkat çekiyor. Nature
Bununla birlikte, meseleyi “hakemler kadınların makalelerini reddediyor” şeklinde basitleştirmek de doğru olmaz. Yaklaşık 1,7 milyon yazar ve 740 bin hakemin verilerini inceleyen 145 dergilik bir çalışma, kadınların tek yazarlı veya kadınların ortak yazarlı olduğu makalelerinin hakemlik ve editoryal süreçlerde genel olarak daha olumsuz değerlendirildiğine dair kanıt bulmadı. PubMed Central (PMC)
Bu ayrıntı önemli. Çünkü toplumsal cinsiyet eşitsizliği her zaman tek bir noktadaki açık ayrımcılıktan oluşmaz. Yazarlık kredisi, akademik ağlara erişim, araştırma fonu, bakım emeği, mentorluk, konferanslara davet edilme, terfi ve kurumların çalışma kültürü gibi birçok küçük ve büyük etken birbirine eklenebilir.
Kadın araştırmacıların deneyimlerini konuşurken empati tam da burada önem kazanıyor. Bir kadın akademisyenin “yayın yapamıyorum” demesinin arkasında yalnızca akademik yeterlilik veya çalışma disiplini değil; ücretsiz bakım emeği, kariyer kesintileri, kurumsal beklentiler veya görünmeyen emek de bulunabilir.
Erkeklerin Rolü “Kadınlara Yardım Etmekten” Daha Geniş
Bu mesele erkek akademisyenler açısından da yalnızca bireysel nezaket meselesi değil.
Çözüm odaklı yaklaşım, örneğin ortak çalışmalarda yazarlık katkılarını açık biçimde konuşmak, kadın meslektaşların çalışmalarını görünür kılmak, editör ve hakem havuzlarının çeşitliliğini desteklemek, toplantılarda kimin sözünün kesildiğine veya kimin emeğinin görünmez kaldığına dikkat etmek gibi somut davranışlarla başlayabilir.
Fakat burada erkekleri tek bir davranış biçimine indirgemek de doğru olmaz. Erkek akademisyenlerin deneyimleri de sınıf, etnik köken, ülke, engellilik, akademik statü ve ekonomik koşullara göre farklılaşır. Aynı şekilde kadınların tamamının aynı akademik deneyime sahip olduğunu varsaymak da toplumsal gerçekliği basitleştirir.
Önemli olan “kadınlar böyle, erkekler şöyle” demek değil; kurumların bireysel özelliklerden bağımsız olarak hangi davranışları teşvik ettiğini ve hangi eşitsizlikleri yeniden ürettiğini görmek.
Irk, Etnisite ve Akademik Görünürlük
Dergi seçiminde ırk ve etnisite meselesi de doğrudan “bu dergi şu gruba karşıdır” gibi basit bir iddiaya indirgenemez. Ancak akademik yayın sisteminde kimlerin görünür olduğu ve kimin bilgi üretiminin daha kolay kabul gördüğü üzerine ciddi eşitsizlik araştırmaları bulunuyor.
JAMA ve New England Journal of Medicine'de 1990-2020 arasındaki yayınları inceleyen bir araştırma, kadınların yanı sıra Siyah ve Hispanik araştırmacıların da ilk ve son yazarlık pozisyonlarında uzun dönemli olarak düşük temsil edildiğini ortaya koydu. Araştırmacılar bunun akademik ilerleme açısından sonuçları olabileceğini belirtiyor. PubMed Central (PMC)
Bu nedenle bir derginin güvenilirliğini değerlendirirken yalnızca “Web sitesinde güzel görünüyor mu?” sorusuna bakmak yetersiz kalabilir. Editör kurulu kimlerden oluşuyor? Hangi ülkelerden araştırmacılar yer alıyor? Derginin kapsamı gerçekten uluslararası mı? Farklı akademik toplulukların araştırmalarına yer veriliyor mu?